Kur'ân-ý kerîmde meâlen buyruldu ki:
Þimdi, benim dünyâda ve âhirette va'îdimden korkanlara va'z-u nasîhat et! (Kâf sûresi: 45)
Mekke müþriklerinden önceki kavimler, Peygamberlerini tekzîb ettiler (yalanladýlar). Onlara va'îdim hak (vâcib) oldu. (Kehf sûresi: 14)
Abdullah ibni Ömer buyurdu ki: Babam Ömer (r.anh) Hayber topraklarýndaki mülkü olan bahçesini, tasadduk etmek yâni sadaka olarak vermek istiyordu. Peygamber efendimize ne yapmasýný sormuþtu. Peygamber efendimiz: Mülkünü vakýf yoluyla sadaka et ki satýlmasýn, hîbe edilmesin, mîrasçýlara kalmasýn ancak gelirleri veya mahsûlü hayýr iþlerine harcansýn" buyurdu. Babam da böyle yaptý. O bahçenin mahsûlü Allah yolunda harbedenlere, köle âzâd etmeye, misâfirlere ve yolculara, yolda kalmýþlara, bahçeyi iþleyenlere ve idâre edicilerine harcandý. (Ýbn-i Âbidîn)
2. Kýrâatte yâni Kur'ân-ý kerîm okurken duracak yerde durmak, kelimeyi kendisinden sonra gelenden ayýrmak.
Zellet-ül kârinin (yanlýþ okumanýn) biri de, vakýf ve geçilecek yerde olur. Bu þekilde hatâda, mânâ deðiþse de namaz bozulmaz. (Alâüddîn-i Haskefî)
|