Ýslâm dîni, insanlarýn hem rûhî, hem de maddî refâhýný te'min edecek bir þerîat getirmiþtir. Bu þerîat sâdece fertle Allah arasýnda vâsýta kurmakla kalmayýp, ferdin bir topluma, hattâ insanlýk câmiasýna karþý haklarýný ve vazîfelerini geniþ þekilde tanzim eder, hep ileriyi gösterir, ileriyi ister ve ilericidir. Ýlericiliðin ve dinamizmin mümessilidir. Bu þerîat insan rûhunu ve bütün insanlýðý sevk ve idâre edecek esâslardan, hükümlerden ibârettir. Sosyal adâlet üzerine kurulmuþtur. Bu þerîatte sýnýflaþma yoktur. Herkes eþit haklara, ayný îtibâra sâhiptir. (Seyyid Abdülhakîm-i Arvâsî)
Îmân edip de kendini þerîate uyduran müslümândýr. Þerîati kendi arzûlarýna, keyflerine uydurmak isteyen îmânsýzdýr. Bunlar bilmezler ki, Allahü teâlâ; þerîatleri, nefsin arzûlarýný, keyflerini kýrmak ve taþkýnlýklarýný önlemek için göndermiþtir. Her þerîat, kendisinden önce gelen þerîati nesh etmiþ, deðiþtirmiþtir. En son gelen, her þerîatý deðiþtirmiþ, daha doðrusu þerîatlerin hepsini kendinde toplamýþ olup, kýyâmete kadar hiç deðiþmeyecek olan þerîat, Muhammed aleyhisselâmýn þerîatýdýr. (S. Abdülhakîm-i Arvâsî)
|