Salâbet-i dîniyyesi olanlarýn, mallarý ile, canlarý ve sözleri ile ve kalemleri ile, Allah rýzâsý için cihâd etmeleri (Ýslâm dîni uðrunda düþmanla savaþmalarý) lâzým olduðu, "Allah yolunda cihâd edenler, kötülenmekten korkmazlar" (Mâide sûresi: 54) âyet-i kerîmesinde bildirilmektedir. (Muhammed Hâdimî-Berîka)
Müdâhenenin, yâni kudreti olduðu, gücü yettiði hâlde, haram iþleyene mânî olmamanýn zýddý, karþýlýðý; gayret ve salâbet-i dîniyyedir. (Muhammed Hâdimî)
Türkler zekîdirler ve kendilerini müsbet (olumlu) yolda sevk ve idâre edecek devlet adamlarýna sâhib olduklarý müddetçe de çalýþkandýrlar. Gâyet kanâatkârdýrlar (elde olana râzý olurlar). Onlarýn bütün meziyyetleri (üstünlükleri), hattâ kahramanlýk duygularý da, an'anelerine (örf-âdet ve kültürlerine) olan baðlýlýklarýndan, salâbet-i dîniyyelerinden ileri gelmektedir... (Patrik Gregoryus'un, Rus çarý Aleksandr'a yazdýðý mektubdan bir parça)
|